KGF kredisi, bankanın verdiği ticari kredinin Kredi Garanti Fonu kefaletiyle desteklenmesidir; taksitler aksadığında borç çoğu zaman öncelikle kredi sözleşmesindeki borçlu şirkete yönelir. Banka alacağını tahsil edemediğinde KGF’den tazmin isteyebilir; ardından şirketin varlıkları, rehin ve ipotekler ile kefiller hakkında kanuni takip gündeme gelebilir. Şirket ortağı, sırf ortak olduğu için her zaman şahsen sorumlu sayılmaz; kişisel risk çoğunlukla müteselsil kefil olarak imza atılması, müşterek borçlu sıfatı ya da şahıs işletmesi gibi sınırsız sorumluluk doğuran yapılarda ortaya çıkar. En büyük hata, kefalet sözleşmesindeki limit ve kapsamı okumadan atılan tek bir imzanın sonuçlarını hafife almaktır.
KGF kefaleti kredi borcunu kimde bırakır: banka, KGF, şirket
KGF kredi vermez, kefalet sağlar
KGF krediyi “veren” taraf değildir. Krediyi bankadan kullanırsınız. Banka alacaklıdır. Şirket ise kredi sözleşmesinin borçlusudur. KGF burada bankaya karşı, belirli bir oran ve limit dahilinde kefalet sağlayarak bankanın riskini azaltır.
Bu yüzden KGF’li kredide borcun kaynağı değişmez: Borç, kural olarak şirketin banka nezdindeki kredi borcudur. KGF’nin varlığı, “borç bankadan KGF’ye geçti” anlamına gelmez. Sadece belirli şartlar oluşursa bankanın KGF’den tazmin istemesine imkan tanır.
KGF ödeme yapınca borç kapanır mı?
Şirket krediyi ödeyemezse banka KGF’den tazmin talebinde bulunabilir. KGF de kefalet kapsamında ödeme yaparak kendi sorumluluğunu yerine getirir.
Ama bu ödeme, çoğu dosyada şirket açısından “borcun bittiği” anlamına gelmez. Pratikte borç, yalnızca bankanın alacağının bir kısmının KGF tarafından karşılanmasıdır. Hazine destekli kefaletlerde, bankanın tazmin talep edebilmesi için genellikle borçlu aleyhine belirli süre içinde yasal takip başlatılması ve belirli süre tahsilat sağlanamaması gibi koşullar da aranır.
KGF tazmininden sonra rücu ve takip
KGF tazmin ödedikten sonra dosya çoğu zaman “kapanmak” yerine yeni bir aşamaya geçer. KGF’nin ödediği tutar bakımından, şirket ve varsa kefiller hakkında kanuni takip ve tahsilat süreçleri devam edebilir. Nitekim KGF’nin kendi açıklamasında, işletme ve kefilleri aleyhine banka ile birlikte yasal işlemler yürütülerek alacağın tahsil edilmeye çalışıldığı belirtilir.
Hukuken de, borcu ödeyen kefilin alacaklının haklarına halef olması esastır. Bu çerçevede tazmin sonrası tahsil edilen tutarlar, ilgili düzenlemelerde öngörülen oranlarda KGF’ye aktarılabilir. Buradaki kritik nokta şudur: KGF “öder”, fakat çoğu durumda şirket ve kefiller açısından takip riski sona ermez; sadece alacağın muhatabı ve dosyanın dinamiği değişir.
Kredi ödenmeyince gecikme, temerrüt, muacceliyet ve icra süreci
Gecikme faizi ve ihtar aşaması
KGF’li ya da KGF’siz fark etmez, kredi taksiti vadesinde ödenmeyince önce “gecikme” başlar. Banka, sözleşmede belirlenen gecikme faizi/temerrüt faizi ve varsa diğer masrafları işletir. Bu oranlar çoğu ticari kredi sözleşmesinde açıkça yazılıdır.
Uygulamada bankalar ilk aşamada borçluyla iletişime geçer. Hesaba bloke, otomatik tahsilat, yapılandırma teklifi gibi adımlar görülebilir. Ardından genellikle yazılı ihtar gönderilir. Bu ihtar, hem borcun tutarını hem de ödeme için tanınan süreyi netleştirir. İhtarın dili ve süresi, tamamen sözleşmeye ve dosyanın risk durumuna göre değişebilir.
Muacceliyet ve yasal takip başlatılması
Taksitlerin ödenmemesi belirli bir noktaya gelince banka “muacceliyet” hakkını gündeme alır. Yani sadece geciken taksit değil, kalan tüm kredi borcu da vadesi gelmiş sayılabilir. Bu adım da yine çoğu zaman sözleşmedeki muacceliyet şartlarına ve gönderilen ihtara dayanır.
Muacceliyet sonrası ödeme gelmezse banka yasal takibe geçebilir. En yaygın yol, ilamsız icra ile genel haciz yoludur. Dosyada ipotek veya taşınır rehni gibi teminatlar varsa, takip stratejisi buna göre şekillenir.
Haciz ve teminatların paraya çevrilmesi
Yasal takip kesinleştikten sonra icra dosyasında haciz aşamasına geçilebilir. Şirketin banka hesapları, alacakları, araçları, stokları ve diğer malları üzerine haciz konulması pratikte sık görülür.
Kredi rehin veya ipotekle güvence altındaysa, alacaklı çoğu durumda önce “rehinin paraya çevrilmesi” yoluna yönelir. Bu yaklaşım, icra hukuku sistemindeki “önce rehne başvurma” kuralıyla bağlantılıdır. İcra yollarının çerçevesi İcra ve İflas Kanunu içinde düzenlenir.
Teminatın satışı borcu tamamen karşılamazsa, açık kalan kısım için haciz ve tahsilat baskısı devam edebilir. Bu yüzden KGF kefaleti bulunsa bile, gecikme bir kez başladı mı sürecin hem maliyeti hem de riski hızla büyür.
Şirket ortağı kişisel malvarlığıyla ne zaman sorumlu olmaz?
Sadece ortak olmak ile imza atmak arasındaki fark
Bir kişi sadece şirket ortağıysa, her şirket borcu otomatik olarak onun kişisel borcu haline gelmez. Banka kredisi açısından temel ayrım şudur: Sözleşmede kim borçlu, kim kefil, kim müşterek borçlu olarak yer alıyor?
Ortak sıfatıyla pay sahibi olmak başka, kredi evrakında imza atmak başkadır. Uygulamada kişisel risk; müteselsil kefalet, müşterek borçlu-müteselsil borçlu imzası, aval, ipotek veren üçüncü kişi gibi taahhütlerle doğar. Bu tür bir kişisel taahhüt yoksa, şirket borcu için ortağın malvarlığına gidilmesi kural olarak beklenmez.
Limited ve anonim şirkette kural: sınırlı sorumluluk
Limited ve anonim şirket, sermaye şirketidir. Bu yapılarda ana kural, şirket borçlarından dolayı şirketin kendi malvarlığının sorumlu olmasıdır. Pay sahibi veya limited şirket ortağı ise normalde sadece taahhüt ettiği sermaye borcunu ödeme ve şirket sözleşmesinden doğan ek yükümlülüklerle sınırlı bir sorumluluk taşır. Bu yaklaşım Türk Ticaret Kanunu sistematiğinin temelidir. (Örneğin anonim şirket tanımı ve pay sahiplerinin sorumluluğu TTK m.329’da açıkça yer alır: Türk Ticaret Kanunu.)
Burada önemli bir parantez var: Vergi, SGK gibi kamu borçları ve kanuni temsilci sorumluluğu, ticari banka kredilerinden farklı kurallara tabidir. Bu ayrımı yazının ilerleyen bölümünde ayrıca netleştirmek gerekir.
Şirket borcuna ortak hesabına haciz gelebilir mi?
Şirket banka kredisini ödemediğinde icra takibi kural olarak şirkete karşı yürür. Bu durumda haciz, şirketin hesaplarına, alacaklarına ve mallarına yönelir. Ortağın kişisel hesabına haciz gelebilmesi için, icra dosyasında ortağın da “takip borçlusu” olması gerekir. Yani genellikle ya kefil olarak imza atmıştır ya da müşterek borçlu sıfatıyla borcu üstlenmiştir.
Sadece ortak olduğu için ortağın hesabına doğrudan haciz konulması tipik bir uygulama değildir. Ancak dosyada kişisel kefalet, ipotek, aval gibi bir taahhüt varsa veya kamu borçlarına ilişkin özel sorumluluk halleri devreye giriyorsa tablo değişir. Bu nedenle “ortağım ama imzam yok” ile “ortağım ve kefilim” arasındaki fark, kişisel malvarlığı riskini belirleyen ana çizgidir.
Ortak veya yönetici için kişisel sorumluluk doğuran haller
Kanuni temsilci sorumluluğu ve kamu borçları ayrımı
Banka kredisi özel hukuk borcudur. Şirket borçluysa, ortak veya yönetici ancak ayrıca kefil olduysa kişisel risk büyür. Kamu borçlarında ise tablo farklıdır. Vergi, SGK primi, idari para cezası gibi amme alacaklarında kanun, belirli şartlarda kanuni temsilciyi ve hatta limited şirkette ortağı kişisel olarak sorumlu tutabilir. 6183 sayılı Kanun’da limited şirket ortaklarının, şirketten tahsil edilemeyen kamu borçlarından payları oranında sorumluluğu düzenlenir. Aynı Kanun’un kanuni temsilci sorumluluğuna ilişkin hükmü de, tüzel kişinin malvarlığından tahsil edilemeyen amme alacaklarının kanuni temsilcinin şahsi malvarlığından tahsil edilebileceğini öngörür.
SGK primlerinde de benzer bir yaklaşım vardır. 5510 sayılı Kanun m.88, bazı hallerde şirketin üst düzey yöneticileri ve kanuni temsilcileri için Kuruma karşı müştereken ve müteselsilen sorumluluk kuralı getirir. Bu yüzden “krediye kefil değilim” demek, kamu borçları yönünden her zaman koruma sağlamaz.
Kredi sözleşmesinde müşterek borçlu ibaresi
Kredi sözleşmesinde “müşterek borçlu ve müteselsil borçlu” ibaresi varsa, imza atan kişi kefil gibi değil, doğrudan borçlu gibi kabul edilir. Bu durumda banka, borcun tamamını dilerse şirketten, dilerse bu kişiden isteyebilir. Türk Borçlar Kanunu’nda müteselsil borçluluğun doğuşu ve alacaklının seçim hakkı açıkça düzenlenir. Bu ibare pratikte, kefalete göre daha ağır sonuçlar doğurabilir.
Şirket adına atılan imzanın kişisel borca dönüşmesi
Şirket adına atılan imza normalde şirketi bağlar. Ancak bazı hatalar veya ek taahhütler kişisel borç riskini doğurur:
- İmza paketinin içinde ayrıca “kefil” veya “müşterek borçlu” sıfatıyla imza bulunması.
- Temsil ettiğini açıkça göstermeden, şirket unvanı/kaşe olmadan veya yetki sınırını aşarak imza atılması.
- Senet üzerinde “aval” gibi, kişisel sorumluluk doğuran kambiyo taahhütlerine girilmesi.
Bu nedenle şirket ortağı ya da yönetici için asıl kritik nokta, sadece “şirkete imza attım” değil, hangi sıfatla ve hangi metne imza atıldığıdır.
Şahsi kefalet varsa müteselsil kefil hangi borçlardan sorumlu olur?
Adi kefil ile müteselsil kefil farkı
Adi kefalette temel kural şudur: Alacaklı banka, önce asıl borçluya (şirkete) başvurmadan kefili takibe geçemez. Ancak borçlu hakkında kesin aciz belgesi alınması, Türkiye’de takibin imkansız hale gelmesi, iflas veya konkordato gibi istisnai hallerde kefile doğrudan gidilebilir.
Müteselsil kefalette ise kefil, “müteselsil kefil” sıfatıyla ya da aynı anlama gelen bir ifadeyle borç altına girdiyse banka, borçluyu takip etmeden (ve çoğu durumda taşınmaz rehni paraya çevrilmeden) kefili takip edebilir. Bunun için de genellikle borçlunun temerrüde düşmesi ve ihtarın sonuçsuz kalması veya borçlunun açıkça ödeme güçsüzlüğü içinde olması gibi şartlar aranır.
Banka önce şirketi mi yoksa kefili mi takip eder?
Uygulamada banka çoğu zaman hem şirketi hem kefili aynı dosyada veya paralel süreçte sıkıştırır. Müteselsil kefalette bu, hukuken de daha kolaydır.
Yine de her teminatta yol aynı değildir. Alacak, teslime bağlı taşınır rehni veya alacak rehni ile güvence altındaysa, kural olarak rehin paraya çevrilmeden kefile gidilemez. Bazı özel durumlarda (örneğin borçlunun iflası veya konkordato) bu kuralın istisnaları vardır.
Kefilin sorumluluğu da “sınırsız” değildir. Kefil her halde sözleşmede yazılı azami tutarla bağlıdır. Bu sınır içinde, asıl borç ve temerrüdün sonuçları, belirli takip masrafları ve kural olarak bir yıllık işlemiş ve işlemekte olan akdi faiz gibi kalemler gündeme gelebilir.
Aval, kefalet ve garanti taahhüdü ayrımı
Pratikte en çok karıştırılan üç kavram şunlardır: kefalet, aval ve garanti taahhüdü. Kefalet, asıl borca bağlı bir kişisel teminattır. Aval ise genellikle bono, çek, poliçe gibi kambiyo senetlerinde verilen özel bir teminattır ve takip yolu ile sonuçları farklılaşabilir. “Garanti” denilen taahhütlerde ise metnin kurgusuna göre, borçtan bağımsız bir ödeme vaadiyle karşılaşmak mümkündür.
Bu nedenle tek başına başlığa bakmak yerine, imza attığınız evrakta “kefil”, “müteselsil kefil”, “müşterek borçlu” gibi sıfatların ve azami tutarın nasıl yazdığı mutlaka kontrol edilmelidir.
KGF varken banka neden ek teminat ister, risk nasıl büyür?
İpotek, rehin ve teminat mektubu sorumluluğu
KGF kefaleti, bankanın riskini azaltır ama çoğu zaman tamamını ortadan kaldırmaz. Kefaletin oranı, limiti, vadesi ve hangi kredilerde nasıl uygulanacağı programa göre değişir. Bu yüzden banka, KGF olsa bile kendi kredi politikası gereği ek teminat isteyebilir. KGF’nin “teminat açığını kapatma” rolü, bankanın her dosyada ipotek veya kefalet istemeyeceği anlamına gelmez. (Kredi Garanti Fonu ürünleri.)
Ek teminatların sorumluluğu aynı değildir:
- İpotek (gayrimenkul teminatı): Borç ödenmezse ipotekli taşınmaz satılarak alacak tahsil edilir. İpotek veren kişi ayrıca kefil değilse, kural olarak kişisel borçlu gibi sınırsız sorumlu olmaz.
- Rehin: Araç rehni, ticari işletme rehni, hesap/alacak rehni gibi teminatlardır. Mantık aynıdır: önce rehin konusu değer hedef olur.
- Teminat mektubu: Genelde üçüncü bir banka “ödeyeceğini” taahhüt eder. Bu kez risk, teminat mektubunu veren banka ve karşı teminat ilişkileri üzerinden büyür.
Şahsi kefalet + ipotek birlikte olursa ne olur?
Aynı kredi için hem müteselsil kefalet hem de ipotek verilmesi, bankanın elini güçlendirir. Borç ödenmezse, ipotekli taşınmaz paraya çevrilebilir; buna rağmen açık kalırsa kefile dönülebilir. Kefil aynı zamanda ipotek veren kişiyse, hem taşınmazını kaybetme hem de kalan borç için kişisel malvarlığıyla takip edilme riski doğar.
Teminatların hangi sırayla paraya çevrileceği
Rehin veya ipotekle temin edilmiş bir alacakta, alacaklı kural olarak önce rehnin paraya çevrilmesi yoluna başvurur. Borcu karşılamayan kısım kalırsa, kalan tutar için haciz veya iflas yolu gündeme gelebilir. Bu temel kural, İcra ve İflas Kanunu m.45 çerçevesinde değerlendirilir. (İcra ve İflas Kanunu.)
Sözleşmedeki teminat yapısı, “hangi tutarın rehinle güvence altında sayıldığı” ve kefaletin kapsamı, takip stratejisini doğrudan değiştirir. Bu nedenle teminatların sayısı arttıkça, çoğu dosyada risk sadece dağılmaz, toplamda büyür.
Ortaklıktan ayrılınca kefalet ve teminatlar sona erer mi?
Hisse devri, müdürlükten ayrılma ve sorumluluğun devamı
Şirket ortaklığından ayrılmak, çoğu dosyada “bankaya karşı sorumluluğun bittiği” anlamına gelmez. Hisse devriyle ortaklık sıfatınız sona erebilir. Müdürlükten veya yönetim kurulu üyeliğinden ayrılabilirsiniz. Ama daha önce imzaladığınız şahsi kefalet, müşterek borçlu taahhüdü veya verdiğiniz ipotek ve rehin kendiliğinden düşmez.
Bankanın baktığı temel şey şudur: Kredi sözleşmesi ve teminat evrakı yürürlükte mi, teminat kaldırılmış mı? Kredi kullandırılırken kefil olduysanız, ortaklıktan çıktıktan sonra da o borçlar için takip riski devam edebilir. Aynı şekilde, şirket için verdiğiniz ipotek tapuda terkin edilmedikçe veya rehin fek edilmedikçe teminat “kağıt üzerinde” yaşamaya devam eder.
Kefaletten çıkış mümkün mü, hangi onaylar gerekir
Kefaletten çıkış çoğu zaman tek taraflı bir dilekçeyle olmaz. Bankanın yazılı onayı gerekir. Uygulamada banka, kefili serbest bırakmayı genellikle şu şartlardan biriyle değerlendirir: borcun kapatılması, teminat yapısının yeniden kurulması, yeni kefil veya yeni ipotek verilmesi, kredinin yeniden yapılandırılması.
Özellikle limitli (rotatif) kredilerde “bundan sonrası için kefil değilim” demek pratikte yetmez. Banka yeni kullandırım yapılmaması, limitin kapatılması veya sözleşmenin yenilenmesi gibi adımlarla riskin kesildiğinden emin olmak ister.
Ödenen borçta kefilin rücu hakkı ve iç ilişki sorunları
Kefil bankaya ödeme yaparsa, ödediği tutar kadar şirkete ve varsa diğer sorumlulara rücu edebilir. Ayrıca kural olarak alacaklının haklarına da halef olur. Bu çerçeve, Türk Borçlar Kanunu içinde düzenlenir.
Uygulamada asıl zorluk “iç ilişki”dedir. Örneğin bir ortak kefil olmuş, diğer ortak olmamışsa; ödeme yapan kefilin şirkete rücu etmesi mümkün olsa bile şirketin malvarlığı yoksa tahsilat zorlaşır. Birden fazla kefil varsa, kimin hangi oranda sorumlu olacağı, kefalet metinleri ve ortaklar arasındaki anlaşmalarla doğrudan bağlantılı hale gelir. Bu yüzden ödeme yapılmadan önce dosyanın iç ilişkisi ve rücu stratejisi mutlaka planlanmalıdır.

