İtirazın İptali Davası Açılırsa İcra Takibi Devam Eder mi?

İtirazın iptali davası, borçlunun ödeme emrine itiraz etmesiyle duran ilamsız icra takibinin yeniden işleyebilmesi için alacaklının genel mahkemeden aldığı karara dayanan yoldur. Pratikte dava açılması icra işlemlerini kendiliğinden başlatmaz; alacaklı bazen icra mahkemesinde itirazın kaldırılması yolunu seçse de, mahkeme kararı icra dosyasına sunulup takibin devamı istenmeden haciz ve satış aşamasına genellikle geçilemez. Takip türü, itirazın tam mı kısmi mi olduğu ve alacağın belgeyle ispatlanma gücü hangi adımın daha hızlı olacağını belirler; kısmi itirazda yalnız tartışmalı tutar durur. En sık kayıp, durma kapsamını ve dosyanın hangi aşamada kaldığını çoğu zaman yanlış değerlendirmektir.

İtiraz sonrası ilamsız icra takibinin durması ve davanın etkisi

Dava açılması takibi kendiliğinden sürdürür mü?

Hayır. İlamsız icra takibinde borçlu, ödeme emrine süresinde itiraz ederse takip kural olarak kendiliğinden durur. Bu durma, icra dosyasında haciz, satış gibi cebri icra işlemlerinin ilerlemesini engeller. (İİK m.66).

Bu noktada “itirazın iptali davası açtım, icra dosyası otomatik yürür” beklentisi sık yapılan bir hatadır. İtirazın iptali davası, alacaklının alacağını genel mahkemede ispat edip borçlunun itirazını hükümden düşürtmeyi hedefler. Ancak dava açılması, tek başına durmuş dosyada haciz yapma yetkisi vermez. Takibin yeniden fiilen ilerlemesi için itirazın; ya icra mahkemesinde itirazın kaldırılması kararıyla ya da genel mahkemenin itirazın iptali kararıyla ortadan kalkması ve bu kararın icra dosyasına sunulması gerekir.

Dava devam ederken alacaklının alacağını güvenceye alma ihtiyacı varsa, bu genellikle “takibin devamı” mantığıyla değil, şartları varsa ayrı bir yol olan ihtiyati haciz gibi geçici hukuki korumalarla değerlendirilir.

Kısmi itirazda takip hangi kısımda devam eder?

Borçlu borcun sadece bir kısmına itiraz ediyorsa, itiraz ettiği kısmın miktarını ve hangi kaleme ilişkin olduğunu açıkça belirtmek zorundadır. Aksi halde itiraz edilmemiş sayılma riski doğar. (İİK m.62).

Kısmi itiraz usulüne uygun yapıldığında ise takip, itiraz edilen kısım yönünden durur. Borçlunun açıkça kabul ettiği (itiraz etmediği) kısım için alacaklı, dosyada takibe devam edilmesini isteyebilir. (İİK m.66).

Bu ayrım pratikte çok önemlidir. Çünkü kısmi itirazda, taraflar çoğu zaman sadece asıl alacağa değil; faiz oranına, işlemiş faize, masraflara veya fer’î alacaklara da itiraz edip etmediklerini net yazmadıkları için dosyanın hangi tutarda ilerleyeceği tartışmalı hale gelebilir.

İtirazın iptali davası nedir, hangi takipte açılır?

İİK m.67 kapsamında temel amaç

İtirazın iptali davası, borçlunun ödeme emrine itirazı nedeniyle duran ilamsız icra takibinin devam edebilmesi için alacaklının genel mahkemede açtığı davadır. Dayanağı, İcra ve İflas Kanunu m.67’dir.

Bu davanın temel amacı “icra dosyasını mahkemeye taşıyıp itirazı kaldırmak” gibi görünse de, özünde şunu hedefler: Mahkeme, alacağın varlığını ve miktarını esas bakımından inceleyip borçlunun itirazını haksız bulursa itirazı hükmen ortadan kaldırır. Böylece alacaklı, bu kararı icra dosyasına sunarak takibe devam edilmesini talep edebilir.

Hangi takipte açılır sorusunun pratik karşılığı şudur: İtirazın iptali davası, ödeme emrinin tebliğiyle başlayan ve borçlunun itiraz edebildiği genel haciz yoluyla ilamsız icra gibi itirazın takibi durdurduğu takiplerde gündeme gelir. Alacaklı, elindeki belgelere ve uyuşmazlığın niteliğine göre bazen “itirazın kaldırılması” yolunu da değerlendirebilir. Ancak itirazın iptali, özellikle alacağın kapsamlı delil incelemesi gerektirdiği durumlarda daha sık tercih edilir.

Alacak davası niteliği ve hukuki yarar

İtirazın iptali davası, icra hukukundan doğan teknik bir isim taşısa da alacak davası (eda davası) niteliğindedir. Yani mahkeme sadece “itiraz usulüne uygun mu” diye bakmaz; sözleşme, fatura, teslim, hizmet ifası, ayıp iddiası, takas gibi esas itirazlarını da değerlendirir. İspat yükü de kural olarak alacaklıdadır.

“Hukuki yarar” yönünden ise dava, durmuş icra takibini ilerletebilmek için açılır. Alacaklı elbette ayrı bir alacak davası da açabilir. Fakat itirazın iptali davası, doğru şartlarda seçildiğinde, kararın icra dosyasına etkisi ve takip bakımından sağladığı sonuçlar nedeniyle daha işlevsel bir yol olabilir.

İtirazın iptali davası hangi şartlarda ve kimlerce açılabilir?

Takip şartı ve geçerli itirazın varlığı

İtirazın iptali davasının açılabilmesi için önce geçerli bir ilamsız icra takibinin başlatılmış olması gerekir. Uygulamada bu, çoğunlukla genel haciz yoluyla ilamsız takiptir. Ardından borçlunun, ödeme emrine karşı süresinde ve usulüne uygun bir itiraz yapmış olması beklenir. Çünkü itirazın iptali davası, tam olarak bu itiraz nedeniyle duran takibin “hükmen” aşılmasına hizmet eder.

Bir diğer kritik şart, itirazın alacaklıya tebliğ edilmesidir. Zira İİK m.67’deki bir yıllık hak düşürücü süre, kural olarak itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren işler. Bu nedenle “itirazı fiilen öğrendim” gibi durumlar süre başlangıcını kendiliğinden değiştirmez.

Son olarak, uyuşmazlık türüne göre dava şartı arabuluculuk gündeme gelebilir. Böyle bir zorunluluk varsa, arabuluculuğa başvurulmadan doğrudan dava açılması usulden sorun yaratabilir. (Detaylarını aşağıdaki süre bölümünde ayrıca ele alacağız.)

Davalı kim olur, hangi alacaklar için uygun?

Davayı kural olarak takip alacaklısı açar. Alacak temlik edilmişse temlik alan, alacaklı ölmüşse mirasçılar gibi halefler de şartları varsa davacı olabilir. Davalı ise icra takibindeki borçludur. Birden fazla borçluya takip yapılmışsa, itiraz eden borçlular bakımından dava onların aleyhine yöneltilir.

İtirazın iptali davası, ilamsız takibin konusuna paralel şekilde temelde para alacakları (ve uygulamada teminat nitelikli edimler) için elverişlidir. Sözleşmeden doğan alacak, fatura alacağı, hizmet bedeli, haksız fiil kaynaklı tazminat gibi pek çok para borcunda kullanılabilir. Önemli olan, iddianın “para borcu” ekseninde mahkemede ispatlanabilir olmasıdır.

İtirazın iptali davasında 1 yıllık süre nasıl hesaplanır?

Süre kaçarsa takip ve alacak hakkı ne olur?

Zorunlu arabuluculuk varsa süreye etkisi

İtirazın iptali davasında “1 yıllık süre”, borçlunun itiraz dilekçesinin alacaklıya (vekil varsa vekile) tebliğ edildiği tarihten itibaren hesaplanır. Süre, tebliğ gününü izleyen gün başlar. Bir yılın sonunda, kural olarak tebliğ tarihine denk gelen günün bitiminde sona erer. Son gün resmi tatile veya hafta sonuna denk gelirse, takip eden ilk iş günü mesai bitimine kadar dava açılabilir. Bu yüzden icra dosyasındaki tebliğ parçası ve tebliğ tarihi, süre hesabının temelidir.

Bu süre kaçırılırsa, itirazın iptali davası bakımından hak düşürücü süre sorunu doğar. Yani mahkeme, borçlunun itirazı haksız bile olsa sırf süre geçtiği için davayı reddedebilir. Sonuç olarak alacaklı, o ilamsız takip dosyası üzerinden “itirazı hükümden düşürüp takibi yürütme” imkanını kaybeder. Ancak bu durum genelde alacak hakkını ortadan kaldırmaz. Alacaklı, genel hükümler çerçevesinde alacak davası açabilir. Davayı kazanırsa ilamlı icra yoluna gidebilir. Pratikte kayıp şudur: Süre kaçınca, itirazın iptali davasının takibe sağladığı hız ve baskı avantajı büyük ölçüde kaybolur.

Uyuşmazlık türünde zorunlu arabuluculuk (dava şartı arabuluculuk) varsa, 1 yıllık süre planlamasında bu adımı mutlaka öne almak gerekir. Dava şartı arabuluculukta arabuluculuk bürosuna başvurulduğu tarihten son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede zamanaşımı durur ve hak düşürücü süre işlemez. Yani 1 yıllık süre “akar” gibi ilerlemez, arabuluculuk boyunca durur. Örneğin sürenin bitimine 20 gün kala arabuluculuğa başvurulmuşsa ve süreç 30 gün sürmüşse, son tutanaktan sonra yine yaklaşık 20 günlük bakiye süre kalır. Buna rağmen son günlere bırakmadan, son tutanak çıkar çıkmaz davayı açmak en güvenli yaklaşımdır.

Dava sürerken icra dosyasında haciz ve satış işlemleri yapılabilir mi?

Alacaklının yapabileceği ve yapamayacağı işlemler

Borçlunun ödeme emrine itirazı ile ilamsız takip durduğu için, itirazın iptali davası sürerken icra dosyasında kural olarak haciz ve satış aşamasına geçilemez. Çünkü haciz ve satış, takibin kesinleşmesine veya itirazın hükmen ortadan kalkmasına bağlı cebri icra işlemleridir. Dava “açılmış olmakla” icra müdürlüğü dosyayı kendiliğinden yürütmez.

Bu süreçte alacaklının yapabildiği işlemler daha çok dosyayı sağlıklı tutmaya yöneliktir. Örneğin tebligat adreslerini güncellemek, dosyaya vekalet sunmak, itirazın iptali davasını takip edip karar çıktığında icra dosyasına ibraz etmek gibi. Borçlu icra dosyasına ödeme yaparsa, bu ödemenin mahsubu ve kayda alınması da mümkündür.

Buna karşılık, itiraz devam ederken icra dosyasından maaş haczi, banka hesabı haczi, araç veya taşınmaz haczi, satış talebi gibi işlemler beklemek doğru değildir. Alacaklı alacağını güvence altına almak istiyorsa, şartları varsa icra dosyasını “zorlayarak” değil, mahkemeden talep edilebilen ihtiyati haciz gibi geçici korumalar üzerinden hareket etmek daha gerçekçidir.

Dosyanın işlemden kaldırılması ve yenileme riski

İcra dosyalarında alacaklının haciz isteme süresi ve dosyanın pasif hale gelmesi (uygulamada “işlemden kaldırma” veya “takibin düşmesi” gibi ifadelerle anılır) pratikte önemli bir risktir. Ancak borçlunun itirazı üzerine duran takipte, alacaklının haciz isteyebilmesi zaten mümkün olmadığı için; itirazın kaldırılması veya itirazın iptali süreci devam ederken haciz isteme hakkına bağlı sürenin işlememesi gerektiği kabul edilir. Bu çerçeve, İcra ve İflas Kanunu sistematiği ve yerleşik içtihatlarla uyumludur.

Yine de risk tamamen ortadan kalkmış sayılmaz. Dava sonuçlanıp takipte devam imkanı doğduğunda, icra dosyasını uzun süre hareketsiz bırakmak ileride “dosya düştü mü, yenileme gerekir mi, ek masraf çıkar mı” tartışmalarını doğurabilir. Bu nedenle karar sonrasında icra dosyasına gecikmeden başvurup takibin devamını ve gerekiyorsa haczi istemek, süreci temiz ve hızlı tutar.

Karar sonrası icra takibine devam: kesinleşme gerekir mi, süreç nasıl işler?

Davanın kabulünde takibin devamı ve haciz

Mahkeme “itirazın iptali”ne karar verirse, alacaklı bu ilamı aynı icra dosyasına sunup, kararda “takibin devamına” hükmedilen alacak kalemleri yönünden dosyanın ilerletilmesini ister. Bu aşamada icra müdürlüğü, ilamın kapsamına göre dosya hesabını günceller ve alacaklı haciz talep edebilir.

Kesinleşme konusu en çok karıştırılan noktadır. Uygulamada ve Yargıtay içtihatlarında, itirazın iptali kararının, takipte istenmiş ve mahkemece devamına karar verilmiş asıl alacak ve takip faizi yönünden icrası için kural olarak kesinleşme aranmadığı, sırf istinaf/temyiz edilmiş olmasının da icraya otomatik engel olmadığı kabul edilir. Borçlu icrayı durdurmak isterse, şartları varsa tehir-i icra mekanizmasına başvurması gerekir.

Davanın reddinde takip ve masraflar

Dava reddedilirse, borçlunun icra dosyasındaki itirazı geçerliliğini korur. İlamsız takip, itiraz edilen kısım yönünden ilerleyemez. Alacaklı, aynı dosyadan haciz ve satış isteyemez.

Masraf tarafında ise genel kural geçerlidir: Davayı kaybeden taraf yargılama giderleri ve vekalet ücretinden sorumlu olur. Esas alacak bakımından alacaklı, koşulları varsa genel hükümler çerçevesinde ayrıca alacak davası açmayı değerlendirebilir. Ancak itirazın iptali davası reddedilip karar kesinleştiğinde, aynı alacak hakkında yeniden aynı iddia ile dava açılması “kesin hüküm” engeline takılabilir.

İcra inkâr tazminatı hangi şartlarda hükmedilir?

Likit alacak ve kötü niyet değerlendirmesi

İcra inkâr tazminatı, itirazın iptali davasında talep edilirse gündeme gelir. İİK m.67/2’ye göre mahkeme, borçlunun itirazını haksız bulursa borçluyu; alacaklının takibini haksız ve kötü niyetli bulursa alacaklıyı, karşı tarafın istemi üzerine, hükmedilen veya reddedilen miktarın en az yüzde yirmisi oranında uygun bir tazminata mahkum edebilir.

Likit alacak” ölçütü pratikte belirleyicidir. Alacağın miktarı, borçlunun ayrıca kapsamlı bir inceleme ve bilirkişi hesabı olmadan öngörebileceği kadar belirli olmalıdır. Örneğin açık bedelli sözleşme, teslimi ispatlı fatura gibi durumlarda likitlik daha kolay kabul edilir. Buna karşılık işin ayıplı olup olmadığı, hak ediş, değer kaybı gibi tartışmalı ve değerlendirme gerektiren kalemlerde likitlik çoğu zaman sorun olur.

Önemli bir ayrım daha var: İtirazın iptali kararında hükmedilen icra inkâr tazminatı, yargılama gideri ve vekalet ücreti, ilamsız takipte başlangıçta yer almayan “ilam alacağı” niteliğindedir. Bunların tahsili için aynı dosyada dahi olsa borçluya icra emri tebliği gibi ilamlı icra usulü işletilmelidir.

Benzer içerikler

Bu konuyla bağlantılı diğer hukuki yazıları da inceleyebilirsiniz.

  1. Emekli Maaşına Haciz veya Banka Blokesi Konulabilir mi?
  2. Maaş Haczi İş Değiştirince Devam Eder mi?
  3. Birden Fazla Maaş Haczi Varsa Kesinti Sırası Nasıl Belirlenir?
  4. Ortak Banka Hesabına Haciz Konulabilir mi?
  5. Haczedilmezlik Şikâyeti Nasıl Yapılır?
  6. İhtiyati Haciz Kararı Nasıl Kaldırılır?
  7. İcra Takibinde Zamanaşımı Kaç Yıldır?
  8. İstirdat Davası Ne Zaman Açılır?
  9. Menfi Tespit Davası Açılınca İcra Takibi Durur mu?
  10. İcra Affı Çıktı mı, İcra Borçları Silinir mi?